Facebook
Twitter
Instagram
Bize Yazın
Kayseri Mimarlık Festivali - 5
FESTİVAL TEMASI
Yeryüzü

İnsan yeryüzüne gelir ve onu okumaya başlar.
Mimarlığın ortaya çıkmasından çok önce de var olan bu okuma, bize mimarlığın ilk eyleminin yapmak yerine, fark etmek olduğunu gösterir. İnsan yeryüzüne ait sorulara cevap arar. Yönünü bulmak, sığınacak bir yer seçmek, güneşin izini sürmek, rüzgârı anlamak, suyu takip etmek... İlk mekânlar, ilk yerleşimler ve ilk izler bu dikkatli gözlemin sonucunda ortaya çıkar.
Bu nedenle mimarlığın ilk malzemesi yeryüzünün kendisidir. Topografya, iklim, ışık, gölge, su ve ufuk çizgisi gibi okumalar insanın mekân kurma düşüncesine altlık oluşturmuştur. Mimarlık, önce yeryüzünü okumakla başlar. Her yapı, her yerleşim ve her kent, insan ile yeryüzü arasında kurulan bu kadim ilişkinin yeni bir ifadesidir.

Kök

İnsan yeryüzü okumasının ardından zamanla ona yerleşir. Dönüp tekrar geldiği yerler, iz bıraktığı yüzeyler ve yaşam kurduğu alanlar kökün başlangıcını oluşturur.
Kök, toprağın altına uzanan bir yapı olmasının dışında, bir yere bağlanmanın, orayla ilişki kurmanın ve o ilişkiyi sürdürmenin biçimidir. Yeryüzünde duracağı yeri seçen insan; yerleşir, üretir, dönüştürür ve yaşadığı yere kendi izlerini bırakır.
Yerleşimler, köyler, kentler ve yapılar köklenmenin yani bu tutunma isteğinin sonucunda ortaya çıkar. Mimarlık da bu anlamda kök salmanın araçlarından biridir. Her yapı, insanın yeryüzüyle kurduğu ilişkinin somutlaşmış halidir.
Bu nedenle kök, geçmişe ait bir hatıradan çok, sürekliliğin kendisidir. İnsan ile yer arasında kurulan bağın görünür hâle gelmesidir.

Zaman

İnsan yeryüzünü okur, sonra kök salar. Zaman ise bu izleri dönüştürür. Yapılar eskir, kentler değişir, kullanım biçimleri farklılaşır. Buna rağmen yer ile kurulan ilişkinin izleri yaşamaya devam eder. Mimarlık zamanı durdurmaya çalışan bir uğraş değildir. Aksine, zamanın akışı içinde var olur. Geçmişten devraldığı katmanları geleceğe taşır. Her yapı kendi döneminin ihtiyaçlarına cevap verirken, aynı zamanda kendisinden sonra gelecek yaşamların da parçası haline gelir.
Bu nedenle mimarlık mekân kurma pratiği olduğu kadar, süreklilik kurma pratiğidir. Geçmişten gelen bilgi ve deneyim, bugünün üretimiyle buluşur; gelecek için yeni izler bırakır.